Akıl Çağı’nı ıskalamayacağız

35

Bir sürü hayvanı olduğumuz için topluluğa zarar verecek olan herhangi bir şeyden kaçınmamızı sağlayan “vicdan” güdüsü, algılarla sınırlandırılmış bir hayal gücü, işte özgürlüğün sınırları. Bir de buna toplumsal denetim mekanizmalarını eklersek, insanın özgürleşmekten çok tutsaklaştığını düşünebiliriz.

Bugün kendimde tanımadığım bir ‘ben’ yakaladım” dedi Daniel. Garip bir şekilde gülümsüyordu. Uzamış sakalının yer yer gölgelediği yüzüne uymayan bir tebessümdü bu. Mathieu “Doğru” diye düşündü. “Sonuna kadar gitti bu sefer.”.Birden aklına geliveren bir fikir kalbini sıkıştırdı: “O özgür artık” diye düşündü ve Daniel’e duyduğu nefret derin bir kıskançlıkla karıştı”.

Özgürlük… Tadını almakla unutmak arasında insanların hissettikleri, herkesin ağzında olup kimsenin almadığı ya da gerçekten almaya cesaret edemediği uzaktaki zenginlik, insanın var olmasıyla ateşlenmiş bir fikir… Doğadan kopuyorum, sürümden kopuyorum, kendi bedenimden, varlığımdan, kendi aklımdan kopuyorum. Bir kelime, tanımsız bir şekil, kişiye göre değişen bir yanılsama, uğruna canlar verilen, canlar alınan bir ihtimal için tüm hayatımı bir boşluğa bırakıyorum. Özgürlük uzak, dalgalanıyor, bir ebru gibi salınıyor, renkler birbirine giriyor, onun gerçekliği benim gerçekliğim, onun sahteliği benim sahteliğim… Benim sahteliğim… Benim sahteliğim…

Saat gecenin ikisi, masamı, ellerimi aydınlatan ışık, dolmuş küllüğün acı kokusu burnumu yakıyor, boğazım kuruyor. Biraz önce kapadığım kitabın sayfalarındayım hala, bir rüyanın içerisindeymiş gibi, aklım beni derinlere çağırıyor. Sessizlikten korkup bir cd koyuyorum, hoparlörden fado yükseliyor, biraz rahatlıyorum. Yine de aklım orada, o sarı sayfalarda. Özgürlüğü düşünüyorum, sanki kalbim kırılmış Sartre’ın anlattıklarına, sonradan öğrenmenin, daha önce düşünememenin kırıklığı bu, zihnimde sıkı sıkı kapalı tuttuğum kapıların tek bir tekmeyle açılmasının verdiği kırıklık…

Oysa özgürlük her zaman tüm toplumu ifade eden bir “insan” figürüyle görünürdü aklımda, daha birleşik, daha basit bir kalıp. Sartre ise toplumu, büyük felsefi ve siyasi kuramları bir yana koyup, hayatın içerisinde, onun girintilerinde, onun boşluklarına gire çıka anlatıyor bunu. Doğanın, tarihin dinamikleriyle ilerleyen, bir sebep ya da sonuç değil, insanla yaşayan ve onunla ölen bir varlık, ruhunu bireyin hareketlerinde kazanan, onunla nefes alan, hayatı saran canlı bir giysi…